4 Nisan 2011 Pazartesi
Kafka ve Anne
Sene 1985, annem 20 yaşında.Yani bu kitabı ikimiz de aynı yaşta okumuşuz.
O sonra not almış ilk sayfaya. Bana da yer bırakmış, bilmeden.
Ben sanırım ona katılıyorum, bir şey eklemedim.
Sahneler canlı, kesinlikle.
Bir soru..
Tumblr'da var olan kitap fotoğraflarını buraya koysam nasıl olur sizce? Onları koymak demek, yeni çektiklerimi de koymak demek olacak.
Ne dersiniz?
Yoksa burası sadece yazının hüküm sürdüğü bir yer mi olsun?
Bahsi geçen fotoğraflar için buradan.
(orada bir çok şey var, ben kitap çekimlerinden bahsediyorum)
3 Nisan 2011 Pazar
4. Mini anket (haftalar önce) sonuçlandı
Ve ben daha ancak kamuoyu ile paylaşabiliyorum bu durumu. Önce sorumuzu hatırlayalım tabi.
Yazarı olduğunuz kitabın arka kapağına fotoğrafınızı koyarmıydınız?
Ankete 39 kişi katılmış
10 kişi evet koyardım, profilime güveniyorum demiş
29 kişi hayır koymazdım, yaptığım işlerle gündeme gelmek istiyorum demiş
Ben, evet koyardım dedim. Nedeni de benim için çok açık. Arka kapakta fotoğrafını gördüğüm yazarla daha kolay iletişim kuruyormuşum gibi geliyor. Biliyorum çok basit bir ilişkilendirme fakat bende işe yarıyor. Bu ister yüzündeki her kırışıklığı bildiğim biri olsun ister kitabını ilk defa okuyacağım birisi.
Kendi kitabım olsa, kitabın içeriğinden bağımsız olarak, arka kapakta şööyle kocaman gülümsememle bir fotoğrafım olsun isterdim. 3 sene ortodonti tedavisi gördüm, bir işe yarasın düzgün dişlerim, öyle değil mi ama?
Şaka bir yana, benim hoşuma gidiyor bu durum. Bir de şunu fark ettim ki, eski kitaplarda daha çok var olan bir gelenekmiş sanırım bu. Yukarıdaki fotoğrafı çekmek için başucumdaki 10-15 kitaplık yığını şöyle bir karıştırdım da, ortaya çıkanlar annemin ve babamın kitapları oldu.
Neyse, olur da aranızdan birinin kitabı çıkar, bu dediklerim kulağınıza küpe olsun. Olmadı, benim için imzalayacağınız baskının içine bir vesikalık iliştirirseniz sevinirim.
Uzun bir ara sonrası, Merhaba Dünya!
Polonezköy
İnadımı yendim. Bloglar kapatıldıktan sonra nedense farklı yollardan girmek istemedim. Hem girsem de herkes benim gibi giremeyecekti belki de, yani yazdıklarımı hepimiz aynı zamanlarda okuyup üzerine konuşamayacaktık. Ama fikrim değişti şu son birkaç günde. Öncelikle gördüm ki herkes bir şekilde girmenin yolunu bulmuş, ikincisi de ben buraya yazmayı çok özledim. Evet blogumun yokluğunda farklı zevklerim oldu, bir nevi gönül eğlendirme fakat Okuyan Kedi'nin çıkış noktasının yerini hiçbiri dolduramadı- neyse onları da kötülemeyelim şimdi hemen, ayıp.
Blog yokken neler mi yaptım? Çok çok kitap okudum. Ve gerçekten eklektik bir okur olduğumu kanıtladım. Yazmak için epey sabırsızlanıyorum. Ellerim ve gözlerimin biyolojik nedenlere bağlı olarak kendini iptal etmeyeceğini bilsem, hepsini bir seferde yazarım ama neyse yavaş yavaş keyfini çıkaralım.
Fotoğraf makinem geri geldi. Hatta görmeyenler varsa, buraya tıklayıp, birkaç örneği görebilirler. Yani artık kitap yazılarımda oradan buradan aldığım fotoğraflar yerine kendi çektiklerim olacak. Ben profesyonel bir fotoğrafçı değilim ama annem öyle, makinemse yarı profesyonel. Kısacası, üçümüz birbirimizi tamamlıyoruz.
Ders çalıştım, bir sürü yeni şey öğrendim. Her şeyden daha fazla keyif almaya çalıştım.
Aklıma süper anket fikirleri geldi! Bekleyin.
Twitter'da çok eğlendim, yeni insanlarla tanıştım, bazılarını gerçekten çok sevdim.
Mezuniyet için kepli fotoğraflar çektirdim!
Çeviri işleri almaya tekrar başladım günlerin uzamasıyla.(Daha sonra çeviri maceram ve kitaplara harcadığım parayı nasıl kazandığımla ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum)
Lahana ve pırasa yemeye başladım.
Çiçek çocuklarıma yenilerini ekledim.
Polonezköy'e gittim.
Kapalıçarşı'da kayboldum, polislere yön sordum.
Bahar temizliği yaptım. Kış başında kaybettiğim takılarımı, kitap ayraçlarımı ve en önemlisi kedimin kayıp toplarını buldum. Kendi aralarında ufak bir krallık kurmuşlar sanırım.
Genel olarak güzeldi blogsuz geçen haftalarım ama her şey biraz daha güzelleşecek bundan sonra, eminim!
Kitaplarda görüşmek üzere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

