3 Eylül 2011 Cumartesi
Mükemmel bir evlilik teklifi.
Evleniyorum mu sandınız? Yok daha değil. Aday bile yok. Neyse.
Bugün tam bir Küçük Prens günü oldu. Çok da güzel oldu.
Şunu fark ettim, mükemmel bir kitap olmasının yanısıra, aynı zamanda son derece hoş bir evlenme teklifi repliğini de içinde barındırıyormuş! Sanırım ben son zamanlarda gereğinden fazla düğüne gittim. Neyse, yine de sizin aklınızın bir köşesinde bulunsun hani evlenmek falan isterseniz "O" kişiyle.
Tavuk kısmını sizin hayal gücünüze bırakıyorum, oraya uygun başka bir kelime bulabilirsiniz bence.
Bu alıntıyla evlilik teklif eder de kabul edilirseniz, düğüne beni çağırmayı sakın unutmayın!
Birden aklına bir fikir geldi.
"Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı. "Ben tavuk avlıyorum, insanlar da beni. Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da... Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duyduğum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim. Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken, seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni çağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak, şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim için. Bu da çok üzücü. Ama senin saçların altın sarısı. Beni evcilleştirdiğini bir düşün! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim..."
Pek azı bunu hatırlasa da.
"Léon Werth'e
Bu kitabı bir büyüğe sunuyor olmamdan dolayı çocuk okurlarımının beni hoş görmelerini dilerim. Bunu yapmamın çok ciddi bir nedeni var: O, benim dünyadaki en iyi arkadaşım. İkinci nedenim de şu: Bu adam her şeyi anlıyor, çocuk kitaplarını bile. Üçüncü bir nedenim daha var: Fransa'da yaşıyor şu anda, aç ve üşüyor. Biraz yüreğinin ısıtılması ona iyi gelir. Eğer bütün bu nedenler size yeterli gelmiyorsa, o zaman ben de bu kitabı onun çocukluğuna armağan ederim. Bütün büyüklerin bir zamanlar çocuk olduğunu biliyoruz; pek azı bunu hatırlasa da... Neyse, sunumumu şöylece değiştiriyorum:
Léon Werth'in çocukluğuna..."
Antoine de Saint-Exupéry, Küçük Prens.
Benimle röportaj yaptılar!
Bakın burada.
Gerçekten çok heyecanlandım.
(:
http://www.yolculuk.com.tr/sayi_87/18_blog-arkasi-yemek-secerim-ama-kitap-secmem-hazirlayandeniz-yalim-kadioglu-
Hazırlayan Deniz Yalım Kadıoğlu'na da çok teşekkürler, böyle güzel sorular hazırladığı için.
1 Eylül 2011 Perşembe
Bazı soruların cevabı kitaplarda yok.
Hani bazen. Çok kısa bir süre içinde çok mutlu olursun. “Vay be böyle mutluluklar da mı varmış” dersin. Bir de beklenmediktir. İşte bu da mutluluğuna mutluluk katar.
Sonra bu mutluluk halinde sizin için mutluluğun o anki karşılığı olan kişi, “Mutlu musun?” diye sorar. “Çok” dersin. Sonra bir anda, o mutluluk aniden geldiği gibi, aniden gider. Anlam verme sürecindeki tüm çabaların sonuçsuz olduğunu anladıktan sonra, aklında sadece o soru kalır. “Neden sordu ki şimdi bu soruyu” dersin. Daha önce kimse sormamıştır çünkü. Bir soru ile sağlamlaştırılmadıkları için geçmişteki o çok mutlu anları da pek hatırlamazsın zaten. O mutluluk halinin her şeyini unutsan da bir bunu unutamazsın. Soruyu. Sorun çok mutlu olma halinin gitmiş olması değildir. Sorun o mutluluğun *pat* diye bitmiş olması değildir. Sorun, o sorunun sorulmuş olmasıdır. O sorunun olan biteni tekdüzelikten çıkarmış olması. Bu soru sorulmalı mıydı? Sorulmasa o mutluluk bu kadar akılda kalır mıydı? İşte bu soruların cevabı kitaplarda yok. En azından benim bugüne kadar okuduklarımda yoktu.
Bir prensesli kitap aşığı, Cena ile söyleşi.
Kitaplar üzerine ilk söyleşi Cena ile yapıldı. Fotoğraf makinem yanımda olmadığı için maaelesef yukarıdaki sevimliyle idare edeceksiniz, zaten epey benziyorlar. Ve karşınızda Cena!
Okuyan Kedi: Cena naber nasılsın?
Cena: İyiyim. Dizimi vurdum demin. Acıyor.
OK: Nereye?
C: Kapıya. Jak itti çünkü. Anneme söyliycem.
OK: Tamam sonra kızarız ona. Şimdi ben sana kitaplarla ilgili sorular sorucam. Okumayı seviyorsun ya hani ondan. Tamam mı?
C: Yaa denize gidelim. Hani gidicektik, öyle dedin 1 saat önce.
OK: Daha erken. Soruları cevapla gideriz.
C: Tamam.
OK: O zaman önce kendini tanıt. Adın ne, kaç yaşındasın, kaçıncı sınıfa geçiceksin. Anlat hadi.
C: Adım Cena. 8 yaşındayım. Üçüncü sınıfa geçtim. Karnemin hepsi beş. Kardeşim var, ama daha bebek o. Adı Jak. Bir de kedim var. Adı Timo.
OK: Şimdi anlat bakalım kitapları seviyor musun?
C: Evet.
OK: Neden peki?
C: Çünkü öğretmenimiz kitap okumamız gerektiğini söyledi. Bir de annem de öyle dedi. Ondan seviyorum. Bir de eğlenceli olduğu için.
OK: Eğlenceli demek ki. En çok nasıl kitaplar okumayı seviyorsun?
C: Prensesli olanları. Bir de hani var ya kız aslında cadıymış ama çok sakar. Cadılıları da seviyorum. Bir de pembeli olanları.
OK: Annen sana masal okuyor mu geceleri?
C: Evet okuyor. Ama Jak mızıkçılık yapıyor hep korsanlı masal istiyor. Ondan annem bir gün korsanlı masal bir gün prensesli masal anlatıyor. Ama dün Jak erkenden uyudu ya hani seninle işte ondan annem korsanlı anlatmadı bana yine Prensesli anlattı.
OK: Ben de masal anlatıyorum sana, hiç onu söylemiyorsun. Anneninkiler daha mı güzel?
C: Seninkiler de güzel komikli bir de seninkiler. Bu akşam anlatsana.
OK: Tamam, söz. Ne zaman kitap okuyorsun sen peki Cena? Okuldan gelince mi mesela?
C: Denize gidelim hadi yaa. Bak hep çocuklar denize gidiyor. (mızıldamalar)
OK: Tamam biraz daha konuşalım sonra. Bak ne güzel sesimizi kaydediyorum, dinleriz sonra.
C: Şarkı kaydedelim. Şarkı söylesene. Hadi.
OK: Tamam sonra söylerim. Sen ne zaman kitap okuyorsun peki? Okuldan dönünce mi yoksa yatmadan mı?
C: Okuldan dönünce annem ödevlerini yap diyor. Ödevlerden sonra okuyorum. Bir de okulda teneffüslerde yağmur yağarsa okuyorum. Bir de okulda okuma saatinde. Öğretmenimiz kitap okurken görürse bize simli sticker veriyor. Benim on bir tane stickerım oldu. Pembe hem de. Gösteriyim mi sana yarın?
OK: Ooo aferin. Tamam yarın göster. Bu öğlen da bir şey okuyordun hani ben bahçeyi sularken. O hangi kitaptı?
C: Oz Büyücüsü. Hani aslanlı olan. Sen okumuyşmuydun Oz Büyücüsü'nü çocukken.
OK: Ben çocuk değil miyim artık? Yaşlı mıyım? Aşk olsun.
C: Ablasın.
OK: Öyle olsun. Evet okumuştum. Sevdin mi Oz Büyücüsü'nü?
C: Çok sevdim. Ama en çok Aslan'ı sevdim.
OK: Ben de onu sevmiştim. Peki, senin kitap okumayı sevmeyen arkadaşların var mı okulda mesela?
C: Var. Can sevmiyor. Ama o yaramaz zaten. Öğretmenimiz annesini okula çağırmıştı çünkü Can çok yaramazlık yaptı.
OK: Peki okudukların arasında en çok hangi kitabı sevdin sen? Bu yaz tüm okuduklarını bir düşün bakalım.
C: Hımmm... Şeyi sevdim. Peter Pan. Bir de Şirinler. İkisini sevdim en çok.
OK: Kitaplığını da anlat biraz. Hani odanda yeni yaptırdı baban.
C: Sen ne zaman gördün?
OK: E sen gösterdin ya. Unuttun mu?
C: Hıı. Kitaplarımı koydum. Ama en üst rafa en sevdiklerimi koydum. Prensesli olanları. Jak'ın kitabı yok daha, o koyamadı. Var aslında ama azıcık var.
OK: Tamam, röportaj bitti. En son ne söylemek istersin.
C: Denize gidelim hadi yaaaa.
OK: Tamam giyin hadi.
Yeni bir şey: "Kitap Söyleşileri"
Herkese merhaba,
Öyle uzun bir tatil oldu ki bu sefer, mesela ben şu an hangi gündeyiz onu bile bilmiyorum. Umarım dinlenebiliyorsunuzdur, malum bundan sonrası Eylül, yeni işlere girişme, okula başlama vakti.
Neyse gelelim esas konuya.
Kitap sever insanların, kitaplardan sonra en sevdikleri şeyin kitaplar üzerine konuşmak olduğunun farkındayım. Bu nedenle çevremden başlayarak, önüme gelenle (!) kitaplar hakkında konuşup, burada yer vermeyi düşünüyorum.
İlk söyleşiyi de elbette geleceğin kitap severi 8 yaşındaki kuzenim Cena ile yapıyor olacağım!
Hala uykuda olduğu için şimdilik sorularımı hazırlıyor, merakla vereceği cevapları bekliyorum (:
Akşama doğru buraya bir daha uğramayı sakın unutmayın!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)