8 Eylül 2013 Pazar

Londra'nın En Güzel Kitapçıları, #1


Aslında ayrı bir yazıda haber vermeyi planlıyordum, kısmet bu yazıyaymış, yakın zamanda Londra yolcusuyum. Yani Ekim’den itibaren blogda sık sık bu şehre ait yazılar okuyacaksın. Umarım ilginizi çeker. Ben epey heyecanlı ve mutluyum, bakalım neler olacak.

Geçen akşam canım epey sıkıldı bomboş oturmaktan, erkek arkadaşımın tavsiyesiyle Londra’daki pek güzel kitapçıların bir listesini hazırladım. İnternette halihazırda yayınlanmış listelerden yardım aldım. Elbette 10 maddelik bir listeye sığmadılar, bu yazı Londra kitapçılarına dair hazırlayacağım listeler serisinin ilki olsun. 

Bizim planımız her haftasonu olmasa da sık sık listeden seçtiğimiz bir tanesine gitmek, bir şeyler okumak, dolanmak. Elbette gezdikçe her kitapçının ayrıntılı yazısını paylaşacağım blogda. Şimdilik isterseniz sizler de listeye bir göz atın bakalım, ilk hangisine gitmeli ki acaba?

1. Blackwell's: Charing Cross Road'da yer alan bu kitapçı bir çok listede ilk sırada yer alıyor. 1995 yılında açılmış ve ağırlıklı olarak akademik kitaplar bulunduruyor. Buraya sık sık uğrayacağımdan eminim.

2. Daunt Books: Marylebone High Street'de bulunan bu kitapçının diğerlerinden farkı ise kitapları alfabetik değil de ülkelere göre sıralaması. Sırf böylesine farklı bir kitap inceleme deneyimi için bile gidilesi bana kalırsa.

3.Foyles: 5 katlı bu kitapçı ise 1906'dan beri açık, Charing Cross Road'da. Londra'daki kitapçılar arasında en fazla kitap sayısına sahip olan Foyles. İçerisinde bir de Ray's Jazz Cafe adını taşıyan bir cafe var, işte orada kahvemi içerken bir şeyler okumak için epey sabırsızlanıyorum. Unutmadan, bir de sanat galerisi varmış.

4. Hatchards: Londra'ya gidip de bu kitapçıya uğramayanları epey kınıyorlar anladığım kadarıyla. 1797'den beri ayakta olan Hatchards tahmin edebileceğiniz üzere Londra'nın en eski kitapçısı. Dini kitap koleksiyonu ise epey ünlü.

5. Oxfam Bookshop: Oxfam İngiltere'de faaliyette olan epey köklü bir hayır kuruluşu. Bu kitapçıda ise ikinci el kitaplar arasından dilediğinizi seçebilir, ödediğiniz paranın hayırlara vesile olacağından emin olabilirsiniz. Unutmadan ekleyeyim, Oxfam Bookshop Avrupa'nın en büyük ikinci el kitap satan kitapçısı aynı zamanda.

6. Stanford's: Edward Stanford tarafından 1853 yılında Covent Garden yakınlarında açılan bu kitapçı ise gezi kitapları ve haritalar konusunda gidilecek ilk adres. Müşterileri arasında Florence Nightingale bile varmış zamanında.

7. Southbank Book Market: Kesinlikle gitmeyi aklıma koyduğum yerlerden biri de bu ikinci el kitap pazarı. Waterloo Köprüsü'nün altında her gün kurulan bu pazarda dilediğiniz kadar dolaşabilir, binlerce kitap arasından istediklerinizi göreceli olarak daha ucuz fiyata satın alabilirsiniz.

8. Waterstone's: İngilizlerin ünlü Piccadilly Caddesi'nde yer alan bu kitapçı ise Avrupa'nın en büyük kitapçısı, 8 katlı. Kitap raflarının toplam uzunluğu (eğer yanlış okumadıysam) 13 kilometreyi buluyor. İçerisinde bir bar, restoran, sanat galerisi ve hediyelik eşyaların satıldığı bir bölüm de var. Ünlü yazarların imza günlerine burada denk gelebilirsiniz.

9. Magma: Sanat kitaplarına meraklı olanların gideceği adres ise burası olmalı. Zor bulunan yayınlar, birbirinden ilginç hediyelik eşyalar Magma'da. Sırf graffiti üzerine bir bölümleri bile varmış. Yolunuz Earlham Caddesi'ne düşerse buraya uğramayı unutmayın.

10. Lutyens & Rubinstein: Ünlü Notting Hill (Aşk Engel Tanımaz) filmindeki kitapçı işte burası. Kensington Park Road'a gelirseniz mutlaka uğrayın. Geniş koleksiyonları ile ünlü, e tabi bir de filmde yer alışıyla.

Ben şu ve şu sitelere göz attım bu listeyi hazırlarken, dilleri İngilizce, kitapçıların fotoğraflarına da bakabilirsiniz.


Neden kendi ajandamı hazırlıyorum?


Her sene bir ‘ajanda yazısı’ yazıyorum sanırım, bu bile ajandaların hayatımdaki önemini göstermek için yeterli. Neden peki? 

Bence birkaç sebebi var. Öncelik kağıt, kalem ve her türlü krıtasiye malzemesini kendim bildim bileli sevdiğimden ajandaları sevmem de pek zor olmuyor. İkincisi, planlanmaya son derece elverişli bir hayatım var bana kalırsa. Teslim tarihleri, ödevler, projeler, kıyıda köşede unutulmasın diye alınan notlar... Yani bir ajandam olduğunda da hakkını vere vere kullananlardanım. Çoğu kişi kararlı başlasa da kısa süre içinde kullanmayı unuttuğunu söylüyor. Benim için tam tersi. Yılın ortalarına doğru öyle bağımlı hale geliyorum ki ajandaya ve içindeki notlara, tarihlere kapıdan ajandasız adım atamıyorum. Kaybedersem ne olur diye düşünmek bile istemiyorum.

Peki bu ajanda yazısı neden Aralık sonunda değil de şimdi yazılıyor? Ajanda kullanıcıları bence ikiye ayrılıyor: yeni yılı başlangıç olarak kabul edenler bir de okulların açılmasını kendilerine başlangıç noktası bilip ona göre ajanda değiştirenler. Ben ikinci gruba dahilim. Bu nedenle bu yazı şu an yazılıyor.

Peki neden piyasada var olan modellerden birini alıp kullanmıyorum? Açıkçası bugüne kadar öyle yaptım, çok memnun kaldıklarım da oldu, çok da incelemeden aldıklarım, kullanamadıklarım da. Kişiden kişiye ajandadan beklentiler elbette değişiyor. Mesela benim için şunlar geçerli:
  • Yazım büyük olduğundan dar satırlı ajandaları rahat kullanamıyorum.
  • Her güne bir sayfa ayrılmamışsa, yazacaklarımı sığdıramıyorum. Mesela bir sayfada beş günlük yer olan ajandalı kullanmam imkansız. Hem yazım büyük, hem her şeyi not aldığımdan geniş geniş sayfalar istiyorum.
  • Ciltlenişinden ötürü tam açılmayan ajandaları hiç sevmiyorum. Telli ajandaları daha rahat kullanıyorum sanırım.
  • Ön ve arka kapalarında cep olunca çok mutlu oluyorum. Minik not kağıtlarını, kartları oralara tıkıştırabiliyorum.
  • Kalın kağıtlı ajandalar benim gibi tükenmez kalem kullanıcıları için daha iyi bir tecih gibi, ben de öyle seviyorum.
  • Günün tarihinden bağımsız, bol bol liste hazırlıyorum. Bunun için bir kısım olması hoşuma gidiyor.
  • Blogda yazmayı planladığım konulara dair ayrı bir defter tutuyorum, bu sene iki defter taşımak yerine onu da ajandayla birleştirmek istiyorum. Yani günlük planlamalara ek olarak biraz boş sayfa hiç de fena olmaz.
  • E tabi bir de rengi, tasarımı hoşuma gitsin istiyorum. Ciddi, deri kaplamalı ajandaları pek sevemiyorum.

Biraz vakit geçsin diye, biraz evdeki boş defterleri değerlendirmek için, biraz da tam istediğim gibi bir ajandaya sahip olmak adına kendi ajandamı kendim hazırlamaya karar verdim bu sene.

Nasıl hazırladığıma dair epey detaylı, bol fotoğraflı bir yazı yakında blogda olacak.


7 Eylül 2013 Cumartesi

Harry Potter ve Melez Prens - J.K. Rowling

Harry Potter ve Melez Prens, yani serinin altıncı, sondan bir önceki kitabı dün bitti. Gece yarısı. Arkasında derin bir üzüntü bıraktı, sabah uyandığımda da son derece keyifsizdim. Sebebini okuyanlar anlayacaktır.

Bundan bir önce, geçenlerde Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı (serinin beşinci kitabı) hakkında bir şeyler yazmıştım. Serinin en az sevdiğim kitabı olduğundan bahsetmiştim. Melez Prens için galiba tam tersini söyleyeceğim, galiba serinin en sevdiğim kitabı bu.
Harry Potter serisi yedi ktiaptan oluşuyor, Melez Prens ise büyük finalden hemen bir önceki kitap. Heyecan yükseldikçe yükseliyor, bir noktadan sonra kitaptaki karakterlerden hiçbirine güveniniz kalmıyor. En azından ben öyle hissettim.

Harry ve arkadaşlarının okuldaki altıncı seneleri, artık biraz daha seçmek istedikleri mesleğe yönelik dersler alıyorlar. Yine epey ağır bir ders yükü altındalar, Qudditch de devam ediyor ve elbette okuldaki esrarengiz olaylar da. Seriye yeni katılan bir hoca var, ben kendisinden nefret ettim. Genel olarak ne oluyor peki bu kitapta? Voldemort’un geri dönüşü kendisini cinayetlerle ve türlü türlü kötülükle gösteriyor. Büyücüler alemini korku, telaş ve panik sarmış durumda. Hogwarts da nasibini alıyor elbette.
Peki bu kitapta neleri sevdim, neleri sevmedim?

Sevdiklerim:
  • Galiba serinin en iyi, en heyecanlı sahnelerinden birkaçı bu kitaptaydı. Sonunu bilmeme rağman nefesimi tutarak okudum.
  • Ginny’i bu kitapta daha da iyi tanıyoruz. Bazılarınız pek sevmiyor bu karakteri ama ben seviyorum. Sakinliği ve en az abileri kadar komik oluşu hoşuma gidiyor.
  • Sevimsiz Cho Chang'i pek görmüyoruz bu kitapta, bu başka bir artı. Ben nedense hiç sevemedim bu karakteri.
  • Ron ve Hermione arasındaki o garip ilişki ilk okuduğumda da, bu sefer de çok eğlenceli geldi.
  • Kitabın çok uzun olmaması, olayların pıtır pıtır gelişmesi okurken daha az yorulmama sebep oldu.
Sevmediklerim:
  • Keşke biraz daha detaylı anlatılsaydı dediğim birkaç olay oldu.
  • Kısa oluşu iyiydi dedim ama sanki önemli sona biraz hızlı gelindi.
Bu yazın son Harry Potter kitabı hakkında düşündüklerim bunlar. 2014 yazında, serinin son kitabında görüşmek üzere.
 

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Virginia Woolf'tan Yazarlık Dersleri - Danell Jones


Geçen yazdan beri elimdeydi bu kitap, okunmayı bekliyordu. Geçen akşam Harry Potter'a ara vermek için okumayı başladım.

Özellikle blogun ilk yılında bir şeyler yazıp yazmadığıma dair sorular geliyordu, maalesef hayır, yazmaya dair öyle dizginleyemediğim bir hevesim yok . Bilmiyorum, belki günün birinde ben de yazmaya çalışırım bir şeyler ama yakın zamanda böyle bir planım yok gibi. Okumak her zaman daha önemli galiba yazmaktan benim için. Kim bilir, belki zamanla değişir bu durum.

Türkiye'de son zamanlarda yazarlık atölyelerinin pek popüler olduğunu biliyorum, insanlar yazmak, bir şeyler üretmek istiyorlar demek ki. Eğer siz de bu gruba dahilseniz, bu kitabı çok sevebilirsiniz.

Timaş Yayınları'ndan 2008 yılında basılmış. Yazar Jones ise yirmi yılı aşkın süredir yazarlık dersleri veriyor ve aynı zamanda Virginia Woolf üzerine araştırmalar yapıyor. Peki kitap okuyucuya ne vaat ediyor? Yedi dersten oluşuyor bu kitap, dersleri verense elbette Woolf. Nasıl oluyor peki? Kitabın yazarı Jones, Woolf'un yazarlık dersi verdiğini kurgulamış. "Onun yazma eylemi üzerine düşüncelerini, hayatından kesitler ve karakteri ile destekleyerek sunmak eğlenceli bir oyun gibiydi" diyor Jones.

Sadece dersler yok kitapta. Yazma alıştırmaları, Woolf'un eserlerine dair bilgiler, önerilen okumalar, kurmaca notları, hatırat notları ve şiir notları da var. Jones'un anlatıcı olarak Woolf'u seçmesinin nedenini ise yazarın bu konuya uygun çok fala günlük, deneme, anı, roman ve öykü bırakması olarak gösteriyor.

Tamamiyle hayal ürünü olan bu kitabı ben sevdim, eğer yakın zamanda bir şeyler yazmayı düşünseydim tahminen çok daha dikkatli, notlar alarak okurdum. Bir de Jones'un bu kurmacasında Woolf'un "deliliğin sınırlarında sendeleyen nevrotik bir deha" olarak değil de son derece neşeli ve keyifli bir kadın olarak yansıtılması hoşuma gitti.

Dersler ise gerçekten faydalı bana kalırsa. En çok da günü planlamanın önemi üstünde duruluyor yazar adayları için. Günlük tutmak, notları saklamak ve elbette kurallara uymaktansa yazarlık kurallarını kişinin kendisinin belirlemesi üzerinde duruluyor. Günlük yazma fikri bana da çok mantıklı geliyor. Jones ve elbette Woolf'a göre de, günlük yazmak, bir süre için kullanılabilecek uçsuz bucaksız bir alan olarak görülmeli. Böylelikle kişi kendi yazma ritmini bulup devamında da sürdürebilir. Tabi tüm bu denemeler sırasında da esas amaç kişinin gözlem gücünü arttırmak.

Kısacası, yazma işlerine merakı olanlar için birebir bir kitap. Ancak başlangıç seviyesinden daha ileri gidip, daha çetrefilli bir şeyler arıyorsanız bu konuya dair, belki başka kitapları gözden geçirmelisiniz. Çünkü Jones'un kısa, yalın ve temel bilgilerin yer aldığı bu kitabı işe yeni başlayanlar için daha uygun.

Tabii bir de, eğer daha önce Woolf'un eserlerini okuduysanız, bu kitaptan alacağınız zevk de epey bir katmerlenecek.

27 Ağustos 2013 Salı

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı - J.K. Rowling



Harry Potter’ın beşinci kitabı yeni bitti, hemen yazısını yazmak istedim. Evet, bu kitap sayesinde epey keyifli günler geçirmiş olsam da bir kez daha fark ettim ki seride en az sevdiğim kitap bu sanırım. Neden peki?
Öncelikle biraz kitaptan bahsedeyim. Harry’nin Hogwarts’taki beşinci senesi, sene sonunda bizim lise giriş sınavlarını andıran OWL isimli sınavlar serisine girecek. Dersler bir yana, klasik maceralar bir yana, ben Harry'nin yerinde olsam kesin her hafta dudağımda uçuk çıkardı, 4-5 kilo verirdim. Her neyse, yine Dursley’lerde epey tatsız bir yazdan sonra koşa koşa okula gitmesini bekliyoruz. Ama bu sefer işler biraz karışık. Okul yerine ilk durak olarak babasının en yakın arkadaşı olan Sirius Black’in evine gidiyor, çünkü orada bir işler dönüyor. Kitabı okumamış olanlar merak etmesin, hevesinizi kaçıracak bir şey söylemeyeceğim, ipucu vermeyeceğim. Peki bu kitaptan aklınızda geriye ne kalacak? Sihir Bakanlığı'nın okula atadığı sinir bozucu kadın Dolores Umbridge, elbette Weasley ailesi, Draco Malfoy ve çetesi, Fred ve George kardeşler ve çok daha fazlası.
Bu kitapta neleri sevdim, neleri sevmedim?
Sevdiklerim:
  • Serinin en sevdiğim karakterlerinden biri olan Luna Lovegood’u bu kitapta iyice tanıyoruz. Onun o garip kıyafetlerini, takılarını, davranışlarını (filmden sahnelerden kopya çekmeden) kafamda oluşturmak pek eğlenceliydi.
  • Ginny’i de pek severim. O da artık büyümüş olarak çıkıyor bu kitapta okurun karşısına. Lafa pat diye dalıvermeler, Harry’e ve Ron’a diklenmeler olsun, yeni erkek arkadaşı olsun, tam bir ergen ama bir o kadar da sevimli.
  • Ve Neville. İşte sevdiğim bir başka karakter. Galiba ben Hermione, Ron ve Harry’den çok yan karakterleri sevmişim bu seride. Neville’in gönlümde yeri apayrı. Tabi beşinci kitap onun da dahil olduğu çok çok önemli bir bilgiyi içeriyor. Kitapta iki şeyi çok sevdim, ikisinde de Neville vardı.
  • Fred ve George kardeşler yine çok ama çok eğlenceli. Hatta hiç bu kadar eğlenceli olmamışlardı sanırım.
 Sevmediklerim:

  • Serinin en uzun kitabı bu muydu emin değilim ama bana gerçekten çok çok uzun geldi. Bir an sonuna hiç ulaşamayacağımı düşündüm.Olaylar o kadar dallanıp budaklandı ki, kitapları daha önce okumama hatta tüm olayın sonunu bilmeme rağmen aklım karıştı, yoruldum.
  • Profesör Dumbledore'un bu kadar az göründüğü bir kitap daha hatırlamıyorum. Bu duruma alışamadım.
  • Hagrid'in olduğu kısımları da pek eğlenceli bulmadım.Snape’i daha fazla görmek istedim, 
  • Bellatrix’i de. Bu karakterler bana çok ilginç geliyor, onların olduğu bölümleri kalbim heyecandan ata ata okuyorum.
Sevdiklerim sevmediklerim diye ayırınca, sevdiklerimin sayısı daha fazla çıktı, her neyse, galiba beni çok uzun olması (800 küsur sayfa) yordu. Kısacası, Hary Potter’ın beşinci kitabı benim için serinin favori kitaplarından biri değil. Ancak büyük sonra doğru iyi bir hazırlık kitabıydı sanırım. Okuru meraklandırıyor, biraz korkutuyor.
İşte böyle, sırada altıncı kitap var. İyi ki tekrar okuyorum, büyülü bir yaz oluyor benim için.
Kitap yazısını hiç böyle "sevdiklerim, sevmediklerim" diye ayırarak yazmamıştım, nasıl olmuş sizce? Belki bir süre böyle yazabilirim.

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'ndan aklımda kalanlar


Bundan sonra okuduğum her kitap için böyle bir şey yapmayı düşünüyorum, pek eğlendim çünkü hazırlarken. Umarım zaman içinde çizim yeteneğim de artar.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

2013 yazının en çok okunan kitapları


Ve yine, blogu takip edenler chick-lit diye tabir edilen, Türkçe tam karşılığının ne olduğunu tam bilemediğim türü pek takip etmediğimi biliyorlardır sanırım. Aslında denesem çok sevebilirim belki de, kim bilir. Her neyse, bugün yine Goodreads'de bu yaz acaba en çok neler okundu diye dolanırken buldum bu listeyi, yarısından fazlasını chick-lit kitapların oluşturduğu çok aşikar. Geri kalansa farklı türlerden romanlar, kısa öykülere pek rastlamadım. Zaten yaz okumalarından da çok ağır romanlar beklemiyordum açıkçası. Sahilde zorlayıcı okumalar yapmak yerine, o kitapları kışın kasvetli günlerine saklayabiliriz belki. Bu listede okumadığım çok fazla kitap var, kısmet önümüzdeki yaza ve evet yine bazılarının Türkçe çeviri adlarını bulamadım, eğer biliyorsanız yorum olarak bırakırsanız sevinirim.
İşte bu yaz en çok okunan kitaplardan bazıları.

  1. Yardımcı - Kathryn Stockett
  2. Açlık Oyunları - Suzanne Collins
  3. Kayıp Kız - Gillian Flynn
  4. Arıların Gizli Yaşamı - Sue Monk Kidd
  5. Filler İçin Su - Sara Gruen
  6. The Wednesday Daughters - Meg Waite Clayton
  7. Pi'nin Yaşamı - Yann Martel
  8. Saksı Olmanın Faydaları - Stephen Chbosky
  9. Edebiyat ve Patates Turtası Derneği - Mary Ann Shaffer
  10. Calling Me Home - Julie Kibler
  11. Under the Tuscan Sun - Frances Mayes
  12. Riverton Malikanesi - Kate Morton
  13. Sır Tutabilir Misin? - Sophie Kinsella
  14. Market Street - Anita Hughes
  15. Dadı Günlükleri - Emma McLaughlin
  16. Nerdesin Bernadette? - Maria Semple
  17. Paristeki Eş - Paula McLain
  18. The Lake House - Marci Nault
  19. Şeytan Marka Giyer - Lauren Weisberger
  20. Harry Potter ve Felsefe Taşı - J.K. Rowling
image