The Holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2012 Cuma

The Leading Lady.

Arthur Abbott: You know what I've been asking myself all night?
Iris: What? Why I'm bothering you with all these questions?
Arthur Abbott: I'm wondering why a beautiful girl like you would go to a strangers' house for their Christmas Vacation, and on top of that spend Saturday night with an old cock-up like me.
Iris: Well, I just wanted to get away from all the people I see all the time!... Well, not all the people... one person. I wanted to get away from one... guy.
[she sobs]
Iris: An ex-boyfriend who just got engaged and forgot to tell me.
Arthur Abbott: So, he's a schmuck.
Iris: As a matter of fact, he is... a huge schmuck. How did you know?
Arthur Abbott: He let you go. This is not a hard one to figure out. Iris, in the movies we have leading ladies and we have the best friend. You, I can tell, are a leading lady, but for some reason you are behaving like the best friend.
Iris: You're so right. You're supposed to be the leading lady of your own life, for god's sake! Arthur, I've been going to a therapist for three years, and she's never explained anything to me that well. That was brilliant. Brutal, but brilliant. 


- The Holiday.

Love is Blind.

"i've found almost everything ever written about love to be true. shakespeare said "journeys end in lovers meeting." what an extraordinary thought. personally, i have not experienced anything remotely close to that, but i am more than willing to believe shakespeare had. i suppose i think about love more than anyone really should. i am constantly amazed by its sheer power to alter and define our lives. it was shakespeare who also said "love is blind". now that is something i know to be true. for some quite inexplicably, love fades; for others love is simply lost. but then of course love can also be found, even if just for the night. and then, there's another kind of love: the cruelest kind. the one that almost kills its victims. its called unrequited love. of that i am an expert. most love stories are about people who fall in love with each other. but what about the rest of us? what about our stories, those of us who fall in love alone? we are the victims of the one sided affair. we are the cursed of the loved ones. we are the unloved ones, the walking wounded. the handicapped without the advantage of a great parking space! yes, you are looking at one such individual. and i have willingly loved that man for over three miserable years! the absolute worst years of my life! the worst christmas', the worst birthday's, new years eve's brought in by tears and valium. these years that i have been in love have been the darkest days of my life. all because i've been cursed by being in love with a man who does not and will not love me back. oh god, just the sight of him! heart pounding! throat thickening! absolutely can't swallow! all the usual symptoms." 

- The Holiday

The Holiday.

Yıl: 2006
Yönetmen: Nancy Meyers
Senaryo: Nancy Meyers
Oyuncular: Kate Winslet, Cameron Diaz, Jack Black, Jude Law


Bir film yazısı daha. Ancak ilkinden farklı olarak bu filmi özellikle seçip izlemedim. Televizyonda "Tatil" adıyla önüme çıktı, ben de izlemeye karar verdim. Aslında başta biraz önyargılı yaklaştım, romantik anlarla dolu bir film diye. Ama izledikçe, pek de öyle olmadığına karar verdim ve sevdim. 

Ben Noel zamanı filmlerini severim,küçüklükten beri. Hele bu yaz sıcağında karlar içinde geçen bir filmi izlemek pek hoşuma gitti.

Iris (Kate Winslet) ve Amanda (Cameron Diaz). İki farklı kadın. Farklı hayatlarda farklı şeylerden şikayetçiler. Aslında sadece şikayetçiler denemez sanırım. Bir üst seviyedeler, bunalmışlar ve 2 haftalığına da olsa hayatlarını baştan aşağı değiştirmek istiyorlar. Amanda Iris'in İngiltere Surrey'deki evine, Iris de Amanda'nın Los Angeles'taki son derece lüks villasına taşınıyor. hayatlarındaki erkeklerden kaçarken bu sefer de gittikleri yerlerdeki erkeklere vuruluyorlar. Kısacası, erkeklerden kaçış yok demek istiyor sanırım yönetmen bize.

Oyuncusuna göre film seçmek bana biraz yapılmaması gereken bir şey gibi geliyor. Fakat Kate Winslet ve Jack Black olmasa filmi sıkılmadan izler miydim bilmiyorum. 

Cameron Diaz'ın canlandırdığı karakter Amanda her ne kadar sıradışı ve izlenilesi olsa da büyük olasılıkla Diaz'ın binbir işlemden geçmiş suratını incelemekten ben karaktere pek odaklanamadım. Iris'e gelince, yuvarlak hatları ve komplekssiz tavırları çok sevimli geldi. 

Jude Law'a yani Graham'a gelirsek, ben hiçbir zaman bir Jude Law hayranı olmadım, çok da fazla filmini izlemedim ama bilmiyorum, kızlarıyla olan sahneler haricinde bence sıradan bir karakterdi. Kızlara gelirsek, Jude Law bir dul ve evet gerçek hayatta böyle dullara pek rastlanmıyor sanırım, aşırı sevimliler! Amanda, Graham ve kızlar Olivia ve Sophie'nin ev içinde kurulu çadırda yattıkları sahnede aşırı sevimlilik ve mutluluk yüklemesinden komaya girebilirsiniz, dikkat edin (:

Filmin en renkli kişisi elbette yaşlı senaryo yazarı Arthur Abbott (Eli Wallach). Keşke benim mahallemde de bir adet Arthur olsa da her kafam karıştığında gidip ona bir şeyler sorsam dedim içimden filmi izlerken. 

Benim film boyunca en başarılı bulduğum anlar Iris'in hayal kırıklıklarıydı sanırım. Aşık olduğu adamın nişanlandığını öğrendiği bir de yeni yeni hoşlanaya başladığı adamın eski sevgilisine döndüğü anlar. Bu sahneleri görmelisiniz bence. "Ben de yaşamıştım aynen bu anı" diyeceksiniz, başınızdan geçenler farklı olsa dahi. Onun ağzından çıkanlar, içiniz acıtabilir, dikkat! 

Filmde iki ayrı ev olunca insan ister istemez soruyor kendine ben hangisinde yaşamak isterdim diye ve kesinlikle Iris'in Surrey'deki evini tercih ederdim. Hatta tek kelimeyle bayıldım ben o eve. 

Sorun şu ki, hayat filmlerdeki gibi değil. Yeni gittiğiniz kasabada tanıştığınız ilk ve tek erkek Jude Law kadar yakışıklı olmuyor. Canınızı sıkan sorunlarla karşılaştığınızda 2 dakikalık bir chat sonucunda evinizi tamamen yabancı birine bırakıp gidip onun evine yerleşemiyorsunuz. Bilmiyorum. Tamam filmler zaten adı üstünde film de, film karakterlerinin hayatları bu kadar yolunda gidince umutsuzluk ve mutsuzluğum daha da artıyor. Neyse.

Genel olarak filmin bir başyapıt olduğunu falan iddia edeceğim yok fakat romantik komedilerden pek de hoşlanmayan bana bile keyifli zaman geçirtmiştir. Kesinlikle izlenilebilir!