23 Kasım 2013 Cumartesi

British Library gözlemleri


Londra'ya geldiğimden beri en çok gittiğim yerlerden biri British Library. Zaten Instagram'dan beni takip edenler bunun farkındalardır. Sık gitme sebeplerimden biri tahmin edebileceğiniz üzere sürekli çalışmam gereken bir şeyler var. Aslında sadece ders değil, aynı zamanda doktora başvurularını da derleyip toplamaya çalıştığımdan uğraşacak bin tane şey var. Doktora başvuruları nasıl bir şeydir merak edenlere ayrıca bir yazının geleceğinin müjdesini de vermek isterim. İşte hal böyle olunca, bana okula gitmediğim her gün British Library'nin yolları görünüyor. Bir de Pazar günleri hariç, çünkü kütüphane kapalı. Bu yazıda da kütüphaneye dair her yerde bulabileceğiniz bilgilerden çok (ne zaman kurulmuş, kaç kitap varmış vs.) benim görüp, deneyimlediklerimden bahsetmek istiyorum. Madde madde anlatmayı daha çok seviyorum. Ve başlıyorum.

  1. Kütüphane King's Cross St. Pancras istasyonuna (evet, Harry Potter'ın her sene Hogwarts'a gitmek için yola çıktığı tren istasyonu) çok yakın. 2 dakikalık yürüme mesafesinde. Ulaşmak kolay, akşam dönmek de kolay.
  2. Kütüphanede iki farklı çalışma alanı var. Birincisi kütüphaneye kayıt yaptırıp aldığınız kartla girebileceğiniz reading room'lar, yani okuma odaları. İkincisi ise herhangi bir kayıt ya da karta gerek olmadan kullanabileceğiniz, kütüphanenin bir çok yerinde bulunan masalar, tekli koltuklar. Peki farkı ne? Eğer kartınız varsa ve okuma odasına girebiliyorsanız, gün içerisinde sadece bu mekanlarda okuyabileceğiniz kitaplara da erişiminiz oluyor. Diyelim ben A kitabını okumak istiyorum. Sabah gittiğimde bir form veriyorum (bunu internetten de yapabiliyorum) ve kitabın nerede bulunduğuna bağlı olarak kitap bana ya 1 saat içerisinde ya da akşam üstüne doğru ulaştırılıyor. Gün sonunda kitabı iade ediyorsunuz. Dediğim gibi, bu işlem için bir kütüphane hesabınızın ve kartınızın olması gerekiyor. Diğer kartsız seçenekte ise ortak çalışma alanlarını kullanabiliyorsunuz ve kablosuz internetten faydalanıyorsunuz. Eğer ses ve kalabalıktan çok da rahatsız olmuyorsanız çalışırken, ortak alanları da tercih edebilirsiniz.
  3. Benim kütüphane kaydım var. Yaptırmak pek zor da değil zaten. Okuma odalarında çalışmayı tercih etmemin sebebi ise daha sessiz ve kendinize ait koca bir masanızın oluşu. Bir de bazı günler ortak alanlarda kesinlikle yer bulunmuyor.
  4. Kütüphane içinde bir cafe bir de restoran var. Cafe'ye bayılsam da restoranda çok garip bir şey oluyor, kesinlikle yiyebileceğim tek bir şey bulamıyorum. Hadi ton balıklı sandviç yiyeyim diyorum, hop içinde avokado olduğunu öğreniyorum. Bugün çorba içeyim diyorum, turp çorbası çıkıyor. Tamam bugünlük öğle yemeğim pasta olsun diyorum, hayatımda adını duymadığım meyvelerden oluşan pasta çıkıyor karşıma. Şans işte, benim gibi yemek seçenler için zor bir durum. Ama hep kalabalık, demek ki sorun benim damak zevkimde. Bir de maalesef epey pahalı bu restoran. Kütüphane günlerimde ben yine kütüphaneye yakın olan yerlerden birinden sandviç alarak karnımı doyuruyorum.
  5. Okuma odasının katı kuralları var! Okuma odasına girmeden önce zemin katta bulunan kilitli dolaplara neredeyse tüm eşyanızı bırakıyorsunuz. Yanınıza sadece laptop, defter, kitap, cüzdan, telefon ve kurşun kalem alma hakkınız var. Sonra okuma odasına götürmek istediğiniz eşyaları saydam poşetlere koyuyorsunuz. Bu poşetleri kütüphane temin ediyor. Bu denli ciddiye almalarının sebebi okuma odalarında kitaplara bir şey olmasını istememeleri ki bence son derece haklı bir sebep. Hatta koca salonda sürekli dolaşan görevliler bazen gelip elinizdeki kalemin mürekkepli kalem olup olmadığını sorabiliyor. 
  6. Kütüphanenin içinde ayrıca galeriler de var. Mesela şu an İngiltere tarihinin 1714-1830 yılları arasını anlatan bir sergi var.
  7. Şahane güzel bir mağazası var. İki bölümden oluşan bu mağazanın yarısında kitaplar, diğer yarısında ise o an galerideki sergiye dair hediyelik eşyalar var. Mesela şu an Georgians (bunun Türkçe karşılığını bulamadım) sergisi olduğundan, minik parfüm şişeleri, dantel şemsiyeler ve türlü türlü muhteşem şey satılıyor.
  8. Ben genelde sabah erken gidiyorum. Saat 9:30'da açılıyor okuma odaları. Akşam 5'e kadar (sanırım) kitap isteğinde bulunabiliyorsunuz. Sonrasında 6'ya kadar açık kalıyor. Cumartesileri ise daha erken kapanıyor. Pazar günleri ise kapalı.
  9. Kütüphanelerde bence ısıtma/soğutma işine çok dikkat etmek gerekiyor. Özellikle aşırı ısıtılmış kütüphanelerde benim ve tahminen bir çok insanın hemen uykusu geliveriyor. Bu açıdan British Library'den epey memnunum. Ne çok sıcak ne çok soğuk, havalandırma da tam ayarında. 
  10. Okuma odaları da üçe ya da dörde ayrılıyor konularına göre. Büyüklükleri de değişiyor elbette. Benim favorim ikinci kattaki okuma odası. Küçük ve çok kalabalık değil.
  11. Okuma odalarını kullanan kişilerin yaş ortalaması epey yüksek gibi. Üniversite kütüphanelerinde çalışmaya alışan ben, buna epey şaşırmıştım başta. 
  12. Okuma odalarında fısır fısır fısır yanındakiyle konuşan kimse olmuyor.
  13. Koltukları çok çok rahat (:
  14. Okuma odası haricinde ortak alanda tekli koltuklar var. Daha önce hiç görmediğim bu şeyin tasarımına bayıldım. Laptop kullananların tercih ettiği bu koltukta laptop koyma yeri var, priz de koltuğa eklenmiş durumda. Hatta defter koyup not almak için de bir yer var. Pek rahat ve bir laptop kullanıcısının isteyeceği her şey var.
  15. Özetle, çalışmak için gerçekten şahane bir yer. Çok düzenli ve birkaç kere gittikten sonra insan sanki yıllardır gidip geliyormuş gibi hissediyor.
Sitesine bakmak isterseniz, şuradan.

6 yorum:

  1. Londra zaten gitmek istediğim yerlerden biriydi. Sizin gittiğinizi ve yazdıklarınızı görünce en az orada olmuş kadar oldum. British Library en çok merak ettiğim yerlerden biridir.. Sizin gözlemlerinizi ilgiyle takip ediyorum bu nedenle. Yazdığınız her yazı, paylaştığınız her resim nimet:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum yazdıklarınızı okuyunca. Blog bu açıdan pek iyi oldu, gelip görmüş kadar olsun istiyorum herkes. Bu aralar biraz boşladım ama yakın zamanda gezip gördüğüm yerleri yazmaya devam edeceğim. Sevgiler.

      Sil
  2. Kütüphane gibi kütüphane ya, geçen bir yazımda İstanbul'da istediğim gibi bir kütüphane olmamasından yakınmıştım, ah keşke burada da olsa böyle güzel mekanlar. :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çalışası yoksa bile çalışası bir anda geliveriyor insanın (:

      Sil
  3. bir arkadaşım bu blog'tan bahsetmişti. bir çok yazınızı heyecanla okudum. tebrik ederim; bu yazıda olduğu gibi, açık ve zevkle okunacak şeyler yazıyorsunuz. örnek gösterilmeyi hak ediyor. başarılar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum yorumunuza (: sevgiler.

      Sil