23 Haziran 2011 Perşembe
21 Haziran 2011 Salı
Benim küçük sanal kitaplığım
Bilirim Niye Yanık Öter Ney - Roni Margulies
Kafka'nın Çorbası- Mark Crick
Bir Sanattır Öğle Uykusu- Thierry Paquot
Tutkulu Perçem - Sevgi Soysal
Tante Rosa - Sevgi Soysal
Mavi Masal - Marguerite Yourcenar
Örümcek Kadının Öpücüğü - Manuel Puig
Bir Sirk Geçiyor - Patrick Modiano
Fotoğraf Makinası - Jean Philippe Toussaint
Joko'nun Doğum Günü - Roland Topor
Gözlerindeki şu hüznü gidermek için ne yapmalı? - Gülayşe Koçak
Bir çiçek Bin sevgi - Barbara Cartland
Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın- Umberto Eco & Jean-Claude Carrière
Üçüncü Kız - Agatha Christie
Bilinmeyen Adanın Öyküsü - José Saramago
Pis Hikaye - Yaşar Kemal
Uygarlığı Değiştiren 100 Köpek – Sam Stall
Korkunç Bir Gece - Anton Çehov
Çaresaz - Halide Edib Adıvar
Butes - Pascal Quignard
Bay Muannit Sahtegi'nin Notları - Vüs'at O. Bener
Sürücü Koltuğu - Muriel Spark
Richter 10 - Arthur C. Clarke & Mike McQuay
Öykünün Kedi Gözü - Semih Gümüş
20 Haziran 2011 Pazartesi
13. Mini anket sonuçlandı!
Merhaba!
Nasılsınız? Ben iyiyim. Yine Karadeniz dolaylarındayım. Şu an önümde masmavi bir deniz, kulağımda kuş cıvıltıları var. Bir de masada çevirisini yaptığım metin (Burçin belki okuyorsundur,selam!), birkaç kitap ve kalemler... Sürekli masanın üstüne atlayıp her şeyi tarumar eden kedimi de unutmamak lazım. Her şey güzel hoş gibi. Böyle işte...
Ankete bu sefer katılım epey fazlaydı, çok sevindim (: Rekor kırıldı.
Sorumuz şuydu: Aynı anda birden fazla kitap okumak hakkında ne düşünüyorsunuz?
24 kişi yapıyorum bence mümkün demiş.
8 kişi ben yapamıyorum, çok kafa karıştırıcı demiş.
28 kişi de bazen yapıyorum demiş.
Açıkçası ben yapamıyorum'cuların daha fazla olacağını tahmin etmiştim. Öyle olmadı. Ben bazen diyenlerdenim. Ama ben genelde birden fazla şeyi aynı anda okumak zorunda kalıyorum. Genelde de sebebi ya yaptığım çeviriler, çoğu zaman da okul derslerinin benden talepleri sebebiyle oluyor. Ama mesela akademik bir metin/kitap ile bir roman/öykü okuduğumda benim için sorun olmuyor gibi. Bu kafamı çok karıştırmıyor. Belki de bunu çok sık yapmak zorunda kaldığım için artık alıştım. Fakat aynı anda iki edebi eseri okumayı gerçekten sevmiyorum ve yapmamaya çalışıyorum. Bir kere kesinlikle ne birine ne de ötekine yoğunlaşabiliyorum. İkisi de bittikten sonra olaylar, kişiler kafamda bir yumak haline geliyor. Kısacası ben yapamıyorum.
Ama bir de şu var. Bazı kitaplar dinlendire dinlendire okutuyor kendini. Bana kalırsa Savaş ve Barış, Böyle Buyurdu Zerdüşt bu duruma örnek kitaplardandır.İşte ben de böyle kitapları aldığımda elime bir solukta bitirmemeye gayret ediyor, ve arada başka kitaplara da yer veriyorum. Ama bu aynı anda birden fazla kitap okumak kategorisine girmez sanırım.
Neyse, bir anketin daha sonuna geldik. Katılanlara teşekkürler. Yeni ankete de bakmayı unutmayın!
19 Haziran 2011 Pazar
18 Haziran 2011 Cumartesi
Öykünün Kedi Gözü - Semih Gümüş
"Şiire yakın, ama şiirsellikten korkması gereken; düzyazı, ama romanın dünyasına uzak. Bu iki uca değip kaçan, ikisinin arasında, sıçrayan fasulye"
Böyle tanımlıyor Semih Gümüş öyküyü. Sizce de mükemmel değil mi?
Bu sefer bir eleştiri kitabıyla karşınızdayım. Son zamanlarda "yazmak" üzerine yazılmış kitapların peşindeyim.Ruhumda didaktik bir eğilim var sanırım.
Ben Semih Gümüş'ü işinin ehli olmasına rağmen önlenemez alçakgönüllülüğünden dolayı çok severim. Bir de Cortazar'a duyduğu hayranlıktan ötürü.
Öykü okumayı sever misiniz? Ben gerçekten severim. Kısa cümleleri severim. Karakterleri az ve öz tanımayı severim. Bu karakterleri tanıdıkça soğumayacağımı bildiğimden severim. O vurucu anı beklemeyi severim. Düğüm çözüldükten sonra ipleri parmaklarımın arasında dolaştırmayı severim. Bir gün benim de ilk gerçek öykümü yazabilme ihtimalini severim.
Semih Gümüş Ankaralı. Hafif çekik gözleri gülünce kısılanlardan (benimkiler kesinlikle ufak birer top büyüklüğünde olduğundan böyle karakter sahibi gözleri severim). Ankara Siyasal mezunu. Sırf bu dönem üzerinden anlatacak çok şeyi olanlardan. Adam Öykü'nün eski Notos Öykü'nün şimdiki genel yayın yönetmeni. Daha önce yayınlanmış kitapları ise: Futbol ve Biz, Başkaldırı ve Roman (bunu kesinlikle öneririm), Eleştirinin Sis Çanı, Kara Anlatı Yazarı Vüsat O. Bener, Öykünün Bahçesi, Yazarın Yalnızlık Burcu, ve Modernizm ve Postmodernizm. Ben Gümüş ile birkaç ay önce tanışma ve azıcık sohbet etme şansı yakaladım. O kadar seviyor ki yaptığı işi ve o kadar bilgili ki, çok imrendim.
Benim elimdeki kitap Can Yayınları'ndan (gerçekten çok fazla bu yayınevinden kitap alıyorum, sevimli minik kırmızı kalp yüzünden sanırım) 2010 yılında çıkmış. Kapak tasarımı Ayşe Çelem Design tarafından yapılmış ve bence gerçekten çok başarılı. İçerisinde kaynaklar ve dizin bölümleri olması benim ayrıca hoşuma gitti.
Kitaba gelelim.
Öykü artık sadece yazarların ilk romanlarından önceki antreman sahaları mı? Gümüş yer yer bu soruyu soruyor sonra da hem kendi hem de okuyucuların yüreğine su serpmek için sıraladıkça sıralıyor genç yazarları ve albenilerini. Bir de diyor ki, "Türk öykücülüğünün bulunduğu yer, yarın çıkacağı yerden her zaman daha aşağıda olacak..." Kitap iki buçuk bölümden oluşuyor diyebiliriz. Buçuk kısım Gümüş'ün genel olarak konuyla ilgili ele aldığı yazılar. Bunlar çok uzun değil, bu nedenle buçuk dedim. Esas ilk bölüm, faydalı ve dönüp dönüp bakabilecek ve isterseniz kendinize okuma listesi çıkarabileceğiniz bir düzende. İkinci bölüm için de geçerli bunlar. Fakat ikinci bölüm daha detaylı bir şekilde yazarlar üzerinde duruyor. Birinci bölüm Ahmet Mithat Efendi'den başlayıp Faruk Duman'a Türk öykücülerini sıralıyor. Bahsettiği yazarlar hakkında en fazla birer paragraf bilgi vererek. Esas ikinci bölümde "benim yazarlarım" dediği birkaç ismi kısmen daha derinlemesine anlatıyor. Kimler mi var? Salah Birsel, Tomris Uyar, Füruzan, Selim İleri, Murathan Mungan, Fatih Özgüven, Murat Yalçın, Hakan Ergül...
Bir de mesela şu tavrı çok güzel ve örnek alınası Semih Gümüş'ün. "Benim yazarlarım" dedikleri var. Dönüp tekrar okudukları. Ama takım tutar gibi göz dönmüş bir şekilde savunmaya çalışmıyor onları. Olması gerektiği gibi, daha iyi anlamaya çalışıyor bu insanların ürettiklerini, her yıl belki de farklı anlamlar çıkarma çabasında. Ve ekliyor,"Yazarını sev, ama kendince. Onu eleştirenleri kem gözle görürsen, edebiyatın sana gerekmediğini de anlamalısın".
Ben bu kitabı sevdim. Eğer Öykü 101 diye bir ders olsa, ders kitaplarından biri bu olabilirdi. Biri olabilirdi çünkü bence biraz fazla temel ve yüze yakın yazarın adı geçtiği için çok derinlere inemiyor. Bir de elbette eğer bahsedilen yazarları okumuşluğunuz varsa kitaptan daha çok zevk alıyorsunuz. Okuması keyifli bir kitap olmasına rağmen keşke yazar tüm bahsettikleri arasından birkaç konu çekip çıkarsaydı da onlara yoğunlaşsaydı demeden duramadım.
Bu kitap en çok da Türk öykücülüğüne merak duyanların ama nereden başlayacağını kestiremeyenlerin başucu kitabı olacak nitelikte. Bence bir elinize bu kitabı bir elinize de not defterinizi alın, Gümüş'ün de yorumlarından faydalanarak hazır yaz gelmişken kendinize güzel bir okuma listesi çıkarın.
Bir de benden size bir kıyak (kıyak birazcık argo gibi oldu, kusura bakmayın). Semih Gümüş'ün özellikle üzerinde durduğu, gizliden gizliye "Bence bunları okuyun" dediği öykülerden/kitaplardan birkaçını ekliyorum. Umarım keyifle okursunuz.
İshak - Onat Kutlar
Parasız Yatılı - Füruzan
Bir Denizin Etekleri - Selim İleri
Eldivenler, Hikayeler - Murathan Mungan
Bir Şey Oldu - Fatih Özgüven
Yürekte Bukağı - Tomris Uyar
Kurutulmuş Felsefe Bahçesi - Salah Birsel
Göl İnsanları - Kemal Tahir
Bir soruyla bitiriyorum bu kitap yazısını. Semih Gümüş'ün bir sorusuyla.
Öteki pek çok büyük edebiyatta hep kış yaşanırken, bizim edebiyatımızda öykünün zamanı neden hep bahardır?
Cevap, öykülerde saklı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

