19 Temmuz 2013 Cuma

Kaiken - Jean-Christophe Grange

Jean-Christophe Grange’ın romanlarını ilk defa ne zaman okumaya başladım hatırlamıyorum ancak olması gerekenden erken bir yaşta olduğu ve benim uykusuz haftalar geçirdiğimi iyi hatırlıyorum. O zamandan beri de çıkan her kitabını takip ettiğim yazarlardan. Genelde de yaz dönemlerine denk geldiği için yeni kitapları, yaz okumalarıma mutlaka bir şekilde dahil oluyor. 2013'ün Haziran ayında yayınlanmış 384 sayfalık bu kitabı 1-2 gün önce bitirdim, taze taze bloga yazayım dedim.

Kendimce şöyle bir tespitim var, polisiye-macera türünde yazan Grange’ın kurgularındaki gerilim dozu zaman içinde arttı, hatta Kaiken'de zirve yapıp romanı ele geçirdi. Belki de çok kişisel bir gözlem ama ben özellikle son iki ya da üç romanında (Kaiken de dahil) çok gerildim, çok korktum. Kitabı okumayı planlayanların heveslerini kırmadan, ipucu vermeden Kaiken hakkında birkaç şey söyleyeyim.
Hikaye Fransa’da son derece vahşi cinayetlerin sebebi bir seri katilin peşine düşülmesiyle başlıyor. Başrolde başkomiser Passan ve boşanma üzere olduğu karısı Naoko var. Onlar olayların merkezinde, ancak sonrasında rota değişiyor, olaylar bambaşka hallere bürünüyor. Ben romanı okurken sürekli katil tahminlerinde bulundum, hepsi yanlış çıktı. Son derece sürükleyici olduğunu zaten orada burada her yerde söyledim sanırım ancak bu katilin peşinde koşup tahminler yürütmek bir yerden sonra epey yordu beni, siz yapmamaya çalışın. Gerilim kısmına gelecek olursak, Grange yer yer okuyucuyu benim pek de sevmediğim bir tür olan kan, kesilmiş organlar vs. üzerinden germeye çalışsa da genel olarak çok başarılıydı, diken üstünde kitap okuttu. Sonrasında da tüm geceye huzursuz bir uyku hakimdi zaten.
Grange’ın anlatımını severim, genelde bir oturuşta bitirmek isterim, sonunu çok merak ederim. Sürükleyici kitaplar yazdığı ve son derece ilginç konular seçtiğini kabul etmek lazım. Bugüne kadar çoğunlukla 'derin roman karakterleri' yaratamadığından dolayı eleştirilmişti Grange. Kaiken bu eleştirilere cevap niteliğinde. Birbirinden ilginç karakterler, hayatları ve çok fazla detay var bu romanda kişilere dair. Grange romanlarına dair benim kişisel sıkıntım, romanlarında sürekli cadde, sokak ve bilimum mekan adı vermesi ve neredeyse hepsinin Fransa’da yer alıyor oluşu, benim Fransızca bilmemem, Fransa’yı bilmemem. Bu kitapta da durum farksız değildi, zaten bir yerden sonra alışılıyor. Başroldeki Fransız başkomiser Olivier Passan. Japon kültürüne ve esasında ülkeyle ilgili her şeye derin bir tutku besliyor. Bu açıdan çok sevdim sanırım romanı son zamanlarde bende gelişen Asya merakından dolayı. Yazar tahminen epey emek ve vakit harcamış bu konuda, Japon edebiyatı, kültürel semboller, gelenekler ve çok daha fazlasına yer vermiş ve dahası, dipnotlarda da açıklamalar var, çok merak edenler dipnotlardan yola çıkıp daha detaylı araştırma bile yapabilirler. Japon kültürü meraklılarının epey hoşuna gideceğini düşünüyorum.
Bu roman Japonya severleri, polisiye-macera severleri ve gerilim severleri bir araya getirecek gibi görünüyor. Kitabın Goodreads puanı 3.66/5, ben 4 yıldız verdim.
Kitabın ilk bölümünü okumak isterseniz şuraya bakabilirsiniz, Doğan Kitap böyle bir ön okuma şansı tanıyor. Grange'la son kitabına dair yapılmış çok kısa bir video-röportaj içinse şuraya tıklayabilirsiniz.

1 yorum:

  1. ya korkuyorsam okumayalım dicem ama daha güzel okunur:)

    YanıtlaSil